BURCU YAMANER'İN KALEMİNDEN; SON YILLARIN EN BÜYÜK İLLÜZYONUNA HOŞ GELDİNİZ!
Görünmüyorsan, yoksun. Eskiden mahallemizde, iş yerimizde ya da dar sosyal çevremizde "kim olduğumuzla" tanınırdık. Şimdilerde ise kaç kişinin ekranına düştüğümüzle, kaç beğeni toplayabildiğimizle ve "akışta" ne kadar yer kapladığımızla ölçülüyoruz. Peki, bu bitmek bilmeyen görünürlük savaşı bizi gerçekten daha anlaşılır kılıyor mu?
Dijital bir vitrinin önünde yaşıyoruz. Sabah içtiğimiz kahveden, okuduğumuz kitabın en "estetik" sayfasına kadar her şeyi sergilemek, modern insanın yeni mesaisi oldu. Görünür olmak; onaylanma ihtiyacımızı besleyen bir yakıt gibi. Ancak bu yakıtın bir yan etkisi var: Performans anksiyetesi. Sürekli izleniyormuş hissi, bizi doğal olmaktan uzaklaştırıp kendi hayatımızın yönetmeni, ışıkçısı ve başrol oyuncusu haline getiriyor.
Çok kişi bize bakıyor olabilir ama kaçı bizi gerçekten görüyor? Bakmak fiziksel bir eylem, “görülmek” ise kalp ve zihinle ilgili bir mesele. Binlerce "like" alan bir fotoğrafın sahibi, akşam yastığa başını koyduğunda kendini dünyanın en yalnız insanı gibi hissedebiliyor. Çünkü dijital görünürlük genellikle kabukla ilgilidir; özle değil. Hepimizi içine sünger gibi çeken, sosyal medyaya tıklamadan gün geçirmediğimiz, görülmek için kısa soluklu dopamin bağımlısı olduğumuz bir “yeni düzen” içinde yuvarlanıp gidiyoruz.
Belki de yeni dünyanın en büyük lüksü, bazen görünmez olabilme hakkıdır. Her an bir yerlerde kayıtta olmamak, sadece kendin için bir şeyler yapmak ve o anı "paylaşmadan" sadece yaşamak... Görünürlük bir zorunluluğa dönüştüğünde, özgürlük sessizce odayı terk ediyor sanki.
Sistem o kadar baskın ki, görünmezsek “değerli” değilmişiz gibi bir his. Bazen çok şükrediyorum 80’lerde doğmuş biri olarak gençliğimin bu girdabın içinde geçmediğine…Kitap okurken sadece kitap okuduğumuz, ders çalışırken sadece ders çalıştığımız, balkonda otururken sadece dışarıyı izlediğimiz, rüzgar eserken onu yüzümüzde hissettiğimizi bildiğimiz, “an” ları daha iyi tanıdığımız, muhtemelen daha az insan tanıdığımız, ilişkilerimizin nispeten daha gerçek olduğu o yıllar…Öyle özledim ki ifade edebilmek çok zor.
Vitrin ne kadar parlak olursa olsun, içerideki ışık sönmüşse dükkân kapalı demektir.
MÜZİK ÖĞRETMENİ
BURCU YAMANER