23 Mart 2026, Pazartesi
13:53

Prof. Dr. Zakir Avşar: Savaşanlar, haberler ve algoritmik diktatörlük

Prof. Dr. Zakir Avşar: Savaşanlar, haberler ve algoritmik diktatörlük

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, kaleme aldığı ''Savaşanlar, haberler ve algoritmik diktatörlük'' adlı yazısında çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

ANKARA - BHA

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar'ın ''Savaşanlar, haberler ve algoritmik diktatörlük''  başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:

''Yanı başımızda tüm şiddeti ve korkunçluğuyla savaşlar devam ediyor. Bizler ise olup biteni takip için çaba gösteriyoruz; ABD ve İsrail menşeli haberleri hızlı bir şekilde görüyor, onların zafer anlatılarını dinliyor, okuyor ama savaşın diğer tarafı olan İran’ın yapıp ettiklerine dair dişe dokunur bir bilgiye sahip olamıyoruz.

ABD anlatıyor, Trump konuşuyor, İsrail anlatıyor; kimse ABD’yi, İsrail’i anlatamıyor… En son ABD Federal Yayın Kuruluşu FCC Başkanı tüm medyayı uyardı, ABD’yi zaaf içinde gösterecek bir yayın yaparsanız lisanslarınızı iptal ederiz, diye… İsrail’in sansürüne zaten diyecek yok.

Tüm bu geleneksel baskılama yöntemlerine ek olarak bir de algoritmik diktatörlük ile karşı karşıyayız…

Hatırlanırsa, dijital çağın başlangıcında internet, özgürleştirici bir iletişim alanı olarak tasavvur edilmişti. Coğrafi sınırların aşılabildiği, bilginin merkezi otoritelerden bağımsız biçimde dolaşıma girebildiği ve bireylerin kamusal tartışmaya doğrudan katılabildiği yeni bir kamusal alanın doğduğu düşünülüyordu.

Bu iyimser tahayyül, özellikle 1990’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başında güçlü bir entelektüel kabul görmüştü. İnternetin yatay yapısı, geleneksel medyanın hiyerarşik iletişim düzenini aşabilecek bir potansiyel olarak değerlendiriliyor; dijital ağların çoğulcu bir kamusal tartışma kültürünü, çoğulcu, çok sesli bir şekilde bilgi, enformasyon, haber akışını güçlendireceği umuluyordu.

Ne var ki aradan geçen yıllar, bu iyimser beklentilerin önemli ölçüde yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılan bir tablo ortaya çıkardı.

Savaşların yıkıcılığında, sıcaklığında, bilgi açlığının doruğunda günümüz dijital ortamının işleyişine daha yakından bakıldığında, başlangıçta tahayyül edilen özgür dolaşım alanının giderek algoritmik olarak düzenlenen bir dikkat ekonomisine dönüştüğü görülmektedir.

Malum, dijital platformlar, milyarlarca insanın gündelik bilgi akışını belirleyen karmaşık algoritmik sistemler üzerine kuruludur. Kullanıcıların karşısına çıkan içerikler artık büyük ölçüde kronolojik sıraya ya da rastlantısal dolaşıma göre değil, veri analizine dayanan hesaplama süreçleri aracılığıyla belirlenmektedir. Kullanıcı davranışları sürekli olarak izlenmekte, tıklama alışkanlıkları, beğeniler, izleme süreleri ve paylaşımlar büyük veri setleri hâlinde işlenmektedir. Bu veriler, algoritmaların kullanıcıya hangi içeriğin gösterileceğine karar vermesinde temel rol oynar. Böylece dijital platformlarda görünen içerik akışı, bireysel tercihlerin basit bir yansıması olmaktan çıkar; ekonomik ve politik çıkarlarla şekillenen karmaşık bir seçim mekanizmasının sonucu hâline gelir.

Peki bu süreçler dürüst mü, adil mi, sadece izleyene, tıklayana, beğenene bağlı mı?

Tam da bu noktada ortaya çıkan algoritmik iktidar biçimi, klasik siyasal iktidar modellerinden belirgin biçimde ayrılır. Geleneksel iktidar biçimleri çoğu zaman yasaklama, baskı ya da doğrudan emir verme gibi araçlarla işlerken algoritmik düzen, açık bir yasak ya da zorlamaya başvurmaz. Bunun yerine seçenekleri düzenler ve görünürlüğü dağıtır.

 Bir kullanıcı teorik olarak sayısız içeriğe erişme potansiyeline sahip olsa da pratikte algoritmanın seçtiği dar bir içerik evreniyle karşılaşır. Hangi içeriklerin öne çıkacağı, hangilerinin arka plana itileceği ya da tamamen görünmez hâle geleceği bu algoritmik sıralama sistemleri tarafından belirlenir.

Böylece kullanıcı kendi seçimlerini yaptığını düşünürken aslında önceden yapılandırılmış bir seçenekler alanı içinde hareket eder.

Bu nedenle algoritmik iktidarın en karakteristik özelliği, yönlendirmeyi görünmez kılmasıdır. Kullanıcı çoğu zaman yönlendirildiğinin farkına varmaz; yönlendirme deneyimin doğal bir parçasıymış gibi hissedilir.

Dijital platformların bu yapısı, dikkat ekonomisi olarak adlandırılan daha geniş bir ekonomik mantıkla yakından ilişkilidir. Günümüz dijital kapitalizmi, yalnızca bilgi üretimi ya da içerik dolaşımı üzerine değil, kullanıcı dikkatinin ekonomik ve siyasal değere dönüştürülmesi üzerine kuruludur.  

Bu durum, dijital içerik ekosisteminin duygusal yapısını da belirgin biçimde etkiler. İnsan psikolojisi güçlü duygusal uyaranlara daha hızlı ve yoğun tepki verir. Öfke, korku, skandal ve çatışma gibi duygular, kullanıcıların içeriklerle daha fazla etkileşim kurmasına yol açar. Algoritmik sistemler bu davranış kalıplarını veri olarak öğrenir ve zamanla yüksek duygusal tepki üreten içerikleri daha görünür hâle getirir.  

Algoritmik sıralama sistemlerinin bir başka sonucu da kullanıcıların giderek daha dar bilgi evrenleri içinde hareket etmeye başlamasıdır. Platformlar, kullanıcı davranışlarını analiz ederek ilgi alanlarını tahmin eder ve buna uygun içerikleri ön plana çıkarır. İlk bakışta bu durum kullanıcı deneyimini kişiselleştiren bir avantaj gibi görünebilir. Kullanıcı gerçekten ilgilendiği içeriklerle daha sık karşılaşır ve platformu kullanmak daha akıcı hâle gelir. Ancak bu kişiselleştirme süreci zamanla farklı görüşlerin görünürlüğünü azaltır.

Bu durum literatürde filtre balonu olarak adlandırılır. Filtre balonunun en önemli sonucu, toplumsal gerçekliğin parçalanmasıdır. Modern toplumlar farklı görüşlerin bir arada bulunduğu yapılar olsa da bu görüşlerin tartışıldığı ortak bir kamusal zemin vardır. İnsanlar aynı olayları farklı şekillerde yorumlayabilir; fakat en azından benzer bilgi kaynaklarına dayanırlar. Algoritmik filtreleme ise bu ortak zemini zayıflatır. Kullanıcılar farklı içerik evrenleri içinde dolaştıkça ortak referans noktaları giderek azalır. Böylece insanlar aynı dünyada yaşıyor gibi görünse de gerçekte farklı dijital gerçeklikler içinde yaşamaya başlar.

Bir insanın düşünce dünyası büyük ölçüde hangi bilgilere maruz kaldığıyla şekillenir. Eğer bilgi akışı görünmez algoritmik sistemler tarafından yönlendiriliyorsa, bireyin düşünme süreçlerinin başlangıç noktası da dolaylı biçimde bu sistemler tarafından belirlenmiş olur. Algoritmalar neyi göreceğimizi, zamanla neyi merak edeceğimizi, hangi konulara tepki vereceğimizi ve neyi önemli sayacağımızı da etkileyebilir. Bu durum bireysel karar verme süreçlerinin arka planında görünmez bir altyapı oluşturur. Birey, kendi düşüncelerini özgürce oluşturduğunu varsayar; oysa düşüncenin malzemesi olan bilgi akışı zaten belirli bir çerçeve içinde sunulmuştur.

Bu nedenle algoritmik çağda karşı karşıya olduğumuz sorun tek başına teknolojik bir mesele değildir. Aynı zamanda özgürlük, özerklik ve kamusal akıl açısından derin bir yapısal krizdir.

Bugün dijital dünyada karşılaştığımız içeriklerin önemli bir bölümü artık rastlantının ürünü değildir; tasarlanmış bir görünürlük düzeninin parçasıdır. Bu düzenin merkezinde çoğu zaman hakikat değil, dikkat vardır. Dikkatin ekonomik ve siyasi değeri arttıkça, onu yöneten algoritmik sistemlerin toplumsal etkisi de büyümektedir. Bu nedenle dijital çağda özgürlüğü tartışırken, erişebildiğimiz bilgilerin nasıl görünür hâle geldiği ve görünürlüğün kim tarafından belirlendiği üzerinde düşünmemiz gerekmektedir.

Dijital çağın en önemli sorularından biri belki de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır; birey gerçekten seçtiğini mi görmektedir, yoksa gördüğünü seçtiğini mi sanmaktadır.''

Benzer Haberler