TÜRKİYE, RUSYA İLE İLİŞKİLERİNİ GÜÇLENDİRMELİ: AVRUPA’DA YÜKSELEN SAVAŞ RİSKİNE KARŞI TARİHTEN DERS ÇIKARMALIYIZ

Haber : MURAT GENÇ / ANKARA

12 Ekim 2026 908 okunma 7 dk okuma
1002993538
1002993538
TÜRKİYE, RUSYA İLE İLİŞKİLERİNİ GÜÇLENDİRMELİ: AVRUPA’DA YÜKSELEN SAVAŞ RİSKİNE KARŞI TARİHTEN DERS ÇIKARMALIYIZ


NATO’nun askerî yapılanması, Avrupa’nın güvenlik politikaları ve Rusya ile Batı arasındaki gerilim Türkiye’nin geleceğini de yakından ilgilendiriyor.


Bilal Kaya

Doğru Yol Partisi Dış İlişkiler Başkanı


Geçtiğimiz günlerde Tarık Şeker’in sunduğu Güncel Medya TV’de gerçekleştirdiğimiz programda, Rusya ile Avrupa arasındaki tarihî ilişkileri, NATO’nun geleceğini ve Türkiye’nin izlemesi gereken dış politikayı değerlendirdik. Üzerinde özellikle durduğum konu şudur: Türkiye, geçmişte yaşanan savaşlardan ders çıkarmalı, çevresindeki gelişmeleri doğru okumalı ve millî çıkarlarını esas alan bağımsız bir dış politika izlemelidir.


Bugün Avrupa’da artan savunma harcamaları, askerî hazırlıklar ve Rusya ile Batı arasındaki karşılıklı güvensizlik, yeni bir güvenlik dönemine girildiğini gösteriyor. Bu gelişmeler yalnızca Moskova’yı veya Avrupa başkentlerini ilgilendirmiyor. Türkiye’nin ekonomisi, enerji güvenliği, ticareti, Karadeniz’deki dengeler ve gelecek nesillerin huzuru da bu sürecin doğrudan etkisi altındadır.


Olası büyük bir savaşın bedelini yalnızca devlet yöneticileri değil; vatandaşlarımız, esnafımız, sanayicilerimiz, çiftçilerimiz ve gençlerimiz de ödeyecektir. Bu nedenle Türkiye’nin temel hedefi, savaş ihtimalini artıran politikaların parçası olmak değil, barışın korunmasına katkıda bulunmak olmalıdır.


Rusya’nın 862 yılına uzanan tarihî geçmişi


Rus devlet geleneğinin başlangıcı, geleneksel tarih anlatımında 862 yılına kadar götürülür. Ardından Kiev Rusyası, Moskova Knezliği, Rus Çarlığı, Rus İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği dönemleri yaşanmış; 1991 yılında bugünkü Rusya Federasyonu ortaya çıkmıştır.


Bu tarihî süreç, Rusya’nın uzun vadeli devlet geleneğini, coğrafi büyüklüğünü ve stratejik önemini ortaya koymaktadır.


Avrupa tarihinde Alman devletleri ile Rusya arasındaki ilişkiler de savaşlar, ittifaklar ve güç mücadeleleriyle şekillenmiştir. Yedi Yıl Savaşı’nda Prusya ile Rusya karşı karşıya gelmiş, Napolyon Savaşları sırasında iki taraf farklı dönemlerde çatışmış ve iş birliği yapmış, Birinci Dünya Savaşı’nda karşı cephelerde yer almışlardır. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması ise tarihin en kanlı cephelerinden birini ortaya çıkarmıştır.


Ancak bu tarih, iki ülke arasında kesintisiz bir savaş yaşandığı anlamına gelmez. Asıl önemli olan, Avrupa’daki güç mücadelelerinin kıtaya ne kadar ağır bedeller ödettiğidir.


Tarihten çıkaracağımız ders açıktır: Rusya’yı küçümsemek de diplomasi imkânlarını ortadan kaldırmak da Türkiye açısından doğru bir yaklaşım değildir. Güvenlik, yalnızca askerî hazırlıkla değil, tarihî gerçekleri anlamak ve krizleri yönetebilmekle de sağlanır.


NATO’nun askerî yapılanması ve Avrupa’nın geleceği


Avrupa’da savunma politikaları yeniden şekillenirken NATO’nun askerî yapılanmasındaki değişiklikler de yakından takip edilmelidir.


Almanya Genelkurmay Başkanı General Carsten Breuer’in Temmuz 2027’de NATO Askerî Komitesi Başkanlığı görevini devralmasına ilişkin gelişmeler, Avrupa’nın askerî koordinasyonu ve savunma politikaları açısından önem taşımaktadır. Bununla birlikte NATO Askerî Komitesi Başkanlığı ile NATO Genel Sekreterliği farklı görevlerdir. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’dir.


Burada asıl üzerinde durmamız gereken konu, Avrupa’nın Rusya’ya karşı savunma kapasitesini artırırken nasıl bir güvenlik anlayışı geliştireceğidir.


Daha fazla silahlanma tek başına kalıcı barış getirebilir mi? Askerî caydırıcılık gerekli olsa da diplomasi, karşılıklı iletişim ve krizlerin tırmanmasını önleyecek mekanizmalar olmadan güvenliğin sürdürülebilir olması mümkün müdür?


Türkiye, bu soruları kendi millî çıkarları doğrultusunda değerlendirmelidir.


NATO üyeliği, Türkiye’nin güvenlik politikalarının önemli bir unsurudur. Bununla birlikte Türkiye’nin coğrafi konumu, Karadeniz’deki sorumlulukları, Rusya ile ekonomik ilişkileri ve Orta Doğu’daki gelişmeler, Ankara’nın kendine özgü bir stratejik değerlendirme yapmasını zorunlu kılmaktadır.


Türkiye’nin NATO ile ilişkileri; savunma ihtiyaçları, ittifak içindeki hak ve sorumluluklar, ekonomik maliyetler ve uzun vadeli millî çıkarlar açısından kapsamlı biçimde ele alınmalıdır. Bu tartışma, duygusal tepkilerle değil, somut verilerle yürütülmelidir.


Türkiye ile Rusya arasındaki bağlar güçlendirilmeli


Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler, tarih boyunca rekabetten iş birliğine uzanan farklı dönemlerden geçmiştir. Günümüzde iki ülke arasında enerji, turizm, tarım, ticaret ve ulaştırma alanlarında önemli ilişkiler bulunmaktadır.


Rusya, Türkiye açısından önemli bir ekonomik ve bölgesel aktördür. Türkiye de bulunduğu coğrafya, ekonomik kapasitesi ve diplomatik imkânları nedeniyle Rusya için önemli bir ülkedir.


Bu karşılıklı önem, ilişkilerin daha güçlü ve dengeli bir zemine taşınması için değerlendirilmelidir.


Türkiye, Rusya ile ekonomik iş birliğini geliştirmeli, sanayi ve teknoloji alanlarında ortak projeleri değerlendirmeli, ticaretin sürdürülebilirliğini sağlamalı ve bölgesel sorunların çözümünde doğrudan iletişim kanallarını açık tutmalıdır.

Güçlü diplomasi, her konuda aynı düşünmek değil; farklılıkları yönetebilmek ve karşılıklı çıkarları koruyabilmektir.


Türkiye ile Rusya arasında kurulacak dengeli ilişkiler, Karadeniz’de istikrarın korunmasına ve bölgesel krizlerin büyümesinin önlenmesine katkıda bulunabilir.


Ukrayna savaşı Avrupa’yı neden bu kadar yakından ilgilendiriyor?


Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya verdiği siyasi, ekonomik ve askerî desteğin arkasında birden fazla neden bulunmaktadır. Bunlar arasında sözde Ukrayna’nın toprakları, Avrupa güvenlik düzenine ilişkin kaygılar, Rusya’nın askerî faaliyetlerine yönelik değerlendirmeler ve ülkelerin kendi stratejik hesapları yer almaktadır.


Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin siyaset öncesinde oyunculuk, komedyenlik ve yapımcılık yapmış olması ve asıl olan Yahudi kökenli bir aileden gelmesi, Avrupa’nın Ukrayna politikasını açıklayan temel unsurlardan biridir. Devletlerin politikaları, liderlerin etnik ya da dinî kimliklerinden ziyade siyasi kararları, güvenlik kaygıları ve ulusal çıkarları üzerinden değerlendirilmelidir. Karadeniz’in yeni bir çatışma alanına dönüşmesi, Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin uygulanması, deniz güvenliği ve ticaret yollarının açık tutulması Türkiye’nin öncelikleri arasında bulunmalıdır.


Avrupa’daki siyasi gelişmeleri doğru okumalıyız


Polonya, Estonya, Letonya ve Litvanya gibi ülkelerin Cumhurbaşkanlarının da Yahudi kökenli olması dikkatlerden kaçmamalı. Rusya’ya ilişkin güvenlik politikaları, tarihî deneyimleri ve coğrafi konumlarıyla yakından bağlantılıdır. Bu ülkelerin savunma tercihleri, NATO içindeki tutumları ve Avrupa güvenliğine ilişkin kaygıları dikkatle incelenmelidir.


Ancak herhangi bir siyasi liderin etnik veya dinî kökeninden hareketle bir ülkenin politikalarını açıklamak doğru değildir. Avrupa’daki gelişmeleri değerlendirirken liderlerin kimliklerinden ziyade aldıkları kararları, askerî planları, ekonomik çıkarları ve uluslararası ittifakları incelemeliyiz.


Türkiye’nin ihtiyacı, toplumlar arasında güvensizlik oluşturan genellemeler değil; somut gelişmelere dayanan güçlü bir stratejik analizdir.


Avrupa’nın yeniden silahlanması Türkiye’yi nasıl etkileyecek? 


Rusya ile Avrupa arasındaki gerilim hangi ekonomik sonuçları doğuracak? 


Türkiye’nin savunma sanayisi, enerji politikası ve diplomatik girişimleri bu süreçte nasıl şekillenmeli?


Asıl cevap aramamız gereken sorular bunlardır.


Filistin meselesi ve insanlığın ortak sorumluluğu uluslararası ilişkileri değerlendirirken Filistin’de yaşananları da göz ardı edemeyiz.


Nazi Almanyası döneminde Yahudilere yönelik gerçekleştirilen Holokost, insanlık tarihinin en büyük suçlarından biridir yada bilerek yapılan kasten edilen uygulama. Bu suçun sorumluluğu, Nazi rejimine ve suça iştirak edenlere aittir.


İkinci Dünya Savaşı sonrasında Filistin’e Yahudi göçü artmış, 1948’de İsrail’in kurulması ve ardından yaşanan savaşlar sonucunda yüz binlerce Filistinli evlerinden edilmiş ve mülteci durumuna düşmüştür. Filistinlilerin toprak kayıpları, yerleşim politikaları, mültecilik sorunu ve Gazze’de yaşanan insani kriz bugün de uluslararası toplumun önündeki temel meselelerdir.


Avrupa’daki Yahudilerin tamamının Filistin’e sürgün edildiği tarihîn sürecidir. Bununla birlikte Avrupa’daki zulüm, göç hareketleri ve Filistinlilerin yaşadığı yerinden edilme süreçleri tarihî gerçekler unutulmamalıdır.


Bizim savunduğumuz ilke açıktır: Geçmişte yaşanan zulümler, bugün başka insanların haklarının ihlal edilmesine gerekçe olamaz. 


Türkiye, Filistin halkının haklarını, sivillerin korunmasını, uluslararası hukuka uyulmasını ve kalıcı barışın sağlanmasını savunmaya devam etmelidir, gerekirse Askerlerimiz Filistin Decletine giderek koruma altına almalıdır.


Adalet, yalnızca kendimize yakın gördüğümüz toplumlar için değil, herkes için talep edildiğinde anlam kazanır.


Türkiye hangi adımları atmalı?


Türkiye’nin önümüzdeki dönemde izlemesi gereken politika, kısa vadeli siyasi tartışmaların ötesinde uzun vadeli bir stratejiye dayanmalıdır.


Birincisi, Rusya ile diplomatik ve ekonomik ilişkiler güçlendirilmelidir. Enerji, sanayi, ticaret ve ulaştırma alanlarında karşılıklı fayda sağlayan projeler geliştirilmelidir.


İkincisi, NATO ile ilişkiler millî güvenlik ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda düzenli olarak değerlendirilmelidir, gerekirse kılıçın ters tarafını da gösterilmelidir. Türkiye’nin ittifak içindeki hakları, sorumlulukları ve stratejik öncelikleri açık biçimde ortaya konulmalıdır.


Üçüncüsü, yerli savunma sanayisi ve enerji bağımsızlığı güçlendirilmelidir. Türkiye, kritik teknolojilerde kendi üretim kapasitesini artırırken farklı ülkelerle iş birliği imkânlarını da değerlendirmelidir.


Dördüncüsü, Türk dünyasıyla ekonomik, kültürel ve diplomatik ilişkiler derinleştirilmelidir. Orta Asya, Kafkasya ve Karadeniz’de ulaştırma bağlantıları ve ticaret imkânları geliştirilirken bölgesel istikrar gözetilmelidir.


Beşincisi, Türkiye uluslararası krizlerde diplomasiye öncelik vermelidir. Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bölgesel çatışmalarda ateşkes ve kalıcı barış için girişimlerini sürdürmelidir.


Bütün bu adımların ortak amacı, Türkiye’nin başka güçlerin politikalarına bağımlı hâle gelmesi değil, kendi kararlarını daha güçlü ve bağımsız biçimde alabilmesidir.


Sonuç: Türkiye savaşın değil, barışın tarafında olmalıdır


Rusya’nın tarihî kökleri 862 yılına kadar uzanırken Avrupa’nın geçmişi de savaşlar, ittifaklar ve değişen güç dengeleriyle şekillenmiştir. Tarih bize, devletler arasındaki mücadelelerin yalnızca cephelerde değil, ekonomilerde, toplumlarda ve gelecek kuşakların hayatında da ağır sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.


Türkiye, Rusya ile ilişkilerini güçlendirmeli, Avrupa ile diplomatik bağlarını korumalı ve millî çıkarlarını esas alan bağımsız bir dış politika izlemelidir. NATO’nun geleceği, Avrupa’nın askerî hazırlıkları ve Ukrayna savaşı değerlendirilirken önceliğimiz, yeni çatışmaların önlenmesi olmalıdır.


Geçtiğimiz günlerde Tarık Şeker’in Güncel Medya TV programında da ifade ettiğim gibi, Türkiye çevresinde yaşanan gelişmeleri dikkatle takip etmelidir. Ancak bu dikkat, toplumları kökenleri veya inançları üzerinden birbirine karşı konumlandırmakla değil; tarihî gerçekleri, siyasi kararları ve stratejik gelişmeleri doğru analiz etmekle mümkündür.


Türkiye ile Rusya arasında karşılıklı anlayışa dayalı güçlü ilişkiler kurulması, Avrupa ile iletişim kanallarının açık tutulması ve bölgesel barışın korunması ülkemizin geleceği açısından önemlidir.


Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla düşmanlık değil; güçlü diplomasi, bağımsız ekonomi, caydırıcı savunma ve kalıcı barıştır.


Bilal Kaya

Doğru Yol Partisi Dış İlişkiler Başkanı

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.
Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi